Mustafalar Kaybolmasın - Doç. Dr. Ömer AKDAĞ

İstiklal.com.tr'de köşe yazarlığı yapan Doç. Dr. Ömer AKDAĞ Hocamızın 22 Ekim'de yayımlanan "Mustafalar Kaybolmasın" başlıklı yazısını ben bir arkadaşımın Whatsapp durumunda gördüm. Sizlerle de paylaşmak istedim. Müslümanca Yaşama Sanatı'nı önce kendi nefsimize sonra da en yakınlarımızdan başlayarak tüm tanıdıklarımıza öğretmeliyiz ki ileride pişman olmayalım. Yazı çok çok anlamlı. Buyurun:


"Adı Mustafa. Annesi hoca hanım. Babası mütedeyyin bir insan. “Mütedeyyin” yani ibadetlerinde hassasiyet gösteren bir Müslüman.
Vaka ülkemizin bir vilayetinde geçiyor bu sene.
Yaşanmış bir hikâye.
Ebeveyn Mustafa’yı psikoloğa getiriyorlar.  Şikâyetleri şu: “Mustafa’da bir tuhaflık var. İletişim kuramıyoruz”.
Psikolog, Mustafa’nın annesine soruyor: “Nedir Mustafa’da sözünü ettiğiniz tuhaflık?”.
Mustafa’nın annesi anlatıyor;
Oğlum Mustafa şu anda lise birinci sınıf. Geçen sene Mustafa’yı ilmihal bilgisini ve dinini yaşayarak  öğrenmesi için akranlarının olduğu bir kursa-yurda vermek istedik. Oğlum bize dedi ki, ‘anne size söz veriyorum; gelecek sene yurda-kursa yatılı olarak gideceğim. Aradan bir sene geçti. Kursa gitmeyi reddettiği gibi anlam veremediğimiz tuhaflıklar görmeye başladık”.
Psikolog, Mustafa’nın annesine bu “tuhaflıkların” ne olduğunu soruyor.
“Mesela” diyor Mustafa’nın annesi; “CUma namazına gitmesini istiyorum. Bana boş gözlerle bakıyor. ‘Kılmayacağım’ demiyor ama kılmıyor da”.
Psikolog, Mustafa’ya dönüyor: “Mustafa seni dinlemek isterim.  Nedir mesele anlatır mısın?” diye soruyor.
Mustafa’nın cevabı “bu konuda konuşmak istemiyorum” oluyor.
Özetleyerek aktarıyorum. Psikologların sorduğu başka sorular da var ama benim vermek istediğim mesaj çerçevesinde vakayı naklediyorum.
Psikologların farklı teknikleri var. Bu tekniklerden biri münferit görüşme. Mustafa’yı ebeveynin yanından ayırarak ayrı bir odada psikolog bir görüşme yapıyor.  O görüşmede Mustafa, psikoloğa diyor ki, “Ben anne ve babama söylemedim. Size söylüyorum. Ben deistim. Müslüman değilim. Onlar beni Müslümanlıkla kandırmışlar, hala da kandırmaya çalışıyorlar. Ben internetten gerçekleri öğrendim”.
Şimdi soruyorum herkese:
Aynı tehlike bizim için de geçerli değil mi?
Hangi aile internetteki “deizm, ateizm, mezhepsizlik ve ahlaksızlık” propagandasına muhatap değildir?
İnternet ki, dibi görünmeyen bir karanlık kuyu. Her türlü çer-çöpün kol gezdiği bir meçhul.
Daha vahimi, ilahiyatçı olduğu söylenen bir kısım insanlar mezhepleri reddediyor, Kur’an-ı Kerim’dei bazı ayetleri “beğenmiyor”, bir kısmı da ayetlerle alay ediyor. Bu ilahiyatçılar halen fakültelerde ders vermeye devam ediyorlar.  Bir kısım siyasetçiler de Ehl-i sünnet olmayı “mezhepçilik” olarak ilan ediyor.
Çözüm nedir?
Hz. Mevlana sormuş: “En çok kimi seversin?”. Cevap “kendimi” demiş.  Hz. Mevlana şöyle karşılık vermiş: “Kişinin kendini sevmesi pek makbul değildir ama kendini ateşten koru. Aileden ve çocuklarını da koru. Onlar sana emanettir”.
Çözüm şudur: Her Müslüman çocuğunu küçük yaşta Ehl-i sünnet anlayışı zemininde ilmihal bilgisini ve inancını vermekle sorumludur. Yavrularımız lise seviyesine gelmeden sahih bir ilmihal bilgisine sahip olmazsa, yukarıda örneği yaşanan Mustafa gibi olabilir.
Öğrenme tekniğinde en etkili usul, inancın yaşandığı ortamdır, iklimdir.  Doğru rehberdir.
Ebeveynin evlatlarına vermesi gereken ilk ve temel borcu: onların inancını sahih bir şekilde verilmesini sağlamaktır.  Bir babanın ilk ve temel görevi çocuğuna ikbal,  iş ve maaş değildir. Bunları da yapabilir ama öncelikle sağlam bir inanç zemini oluşturmaktır.
Ülkemizde Ehl-i sünnet anlayışı zeminde faaliyet gösteren müesseseler vardır. Her anne ve baba bu müesseseleri bulmalı, programını tetkik etmeli, gezmeli, görmeli ve daha sonra çocuğunu bu kuruluşlara teslim etmelidir.
Çocuğunu teslim ettikten sonra takip etmelidir.
Kur’an-ı Kerim’i göğüsten aşağı tutmayacak kadar hürmet eden, abdestsiz Kur’an-ı Kerim’e el sürmeyen nesillerin yetiştiği müesseseleri bulmakla yükümlüdür her anne ve baba.
Sevgili Peygamberimize hürmette asla kusur etmeyen nesillerin yetiştiği iklimlerin hâkim olduğu kuruluşları arayıp bulmak, babanın para kazanması kadar önemlidir. Hatta daha önemlidir.
Devletine sahip çıkan, bayrağına hürmet eden ve vatan sevgisi imandandır anlayışının ilmek ilmek işlendiği kuruluşları desteklemek, her şuurlu Müslümanın ajandasında birinci sırada olmalıdır.
Personelinden talebesine kadar tek bir kişinin sigara içmediği,  Ahilik sisteminin özünde var olan  “eşyaya hürmet” prensibi sebebiyle halısından perdesine kadar ihtimamla kullanılan Ehl-i sünnet kuruluşlarının ikliminde yavrularımız bulunursa deist veya ateist olur mu? 
Öyleyse efendiler!
Gelin, istikbalimiz olan nesillerimizi böyle karakter eğitiminin verildiği müesseselere emanet edelim.
Ülkemizin, bölgemizin ve dünyanın şiddetle muhtaç olduğu barışı sağlayacak ve devam ettirecek nesillerin yetişeceği Ehl-i sünnet kuruluşlarına canımızdan daha çok sevdiğimiz yavrularımızı emanet edelim.
Biliriz ki, her kitap okunmaz. En başta okunması gereken kitabımız olan Kur’an-ı Kerimi hürmetle, muhabbetle ve abdestle okutulan bu Ehl-i sünnet müesseselerinde ciğerparelerimizi emanet edelim.
Unutmamalıdır ki, lise çağına gelmeden çocuklarımıza inancımızın temelleri verilmezse Mustafalar gibi deist olma ihtimalleri her zaman varittir.  Evlatlarımızı doğru adreslere teslim ederek, doğru tarih, doğru lisan ve sahih inancımızı tevdi edelim.
Unutmayalım ki,  anne ve babanın temel görevi, çocuğunun sadece karnını doyurmak değildir. Öncelikle ruhunu doyurmak gerekir yavrumuzun.
Ruhu sahih bir İslam ile tatmin edilmiş bir gençten vatana zarar gelmez. Topluma katma değer ilave eder ruhu sahih bir inançla tatmin edilmiş genç.
Gençliğin ruhu daima açtır.
Yanlış ellerde Mustafalar yok olmasın.
Mustafalar bizimdir.
Biz de Mustafaların."

Yorum Gönder

0 Yorumlar